Vahşi Hayvanların Acıları

Epeydir ihmal edilegelen bu sahaya dair çalışmaların sayısı artıyor. Genel geçer yaklaşım, doğanın, tüm bu pastoralliğine, estetiğine ve özellikle aydınlanma ve izlenimcilik sonrası sahip olduğu insan hayranlığına rağmen, bir acı kaynağı olduğu önkabulüne dayanıyor. Vahşi hayvan, kabile insanı, doğada kaybolan dağcı, tüm bunlar doğa tarafından acılara boğulacaktır. Ya seyrine doyulamayan şelaleden uçarak ölecekler ya da renkleri birbirinden güzel bir böcek tarafından sokularak.

Haliyle, hemen her utiliteryan düşünür sorar – demek, doğa acı veriyorsa ahlaken doğru ya da iyi değildir. Benzer şekilde, vahşi hayvanlar da bu nedenle acıları nedeniyle “mağdur”, doğa da bunu müsebbibidir.

Bu gözlemlerin neyi ötelediğini incelemeden önce, neyi ötelemediğini düşünelim. Evvela, bu doğayı “kontrol altına” almamız gerektiği anlamına gelmez. Kendimizi korumamız, hatta belki vahşi hayvanları korumamız anlamına gelebilir. Ayrıca, tüm bu gözlemler insanların, tüm bu uslamlamaları yapması nedeniyle üstün ve ya “master” tür olduğu anlamına da gelmez. Kim bilir, belki kimi hayvanlar, diğer hayvanların öldürülüp yendiğini görünce üzülüyor, basit düzeyde de olsa ahlaki empati duyuyordur.

Bu gözlemin dayandığı ilginç bir nokta var. O da şu: eğer mezbahada kesilen ineğe acıyorsak, bunun nedeni ne olursa olsun bu zulüme karşıysak, o zaman neden tabiatta aslanın inekleri yemesine karşı değiliz. En nihayetinde yenerek ölen inek açısından bakıldığında, ki onun açısından bakılmalıdır zira mağdur odur, pek bir fark yok. Ha vahşi aslan, ha vahşi insan. Keza, savaşta öldükten sonra bir insanın ha devlet ordusunda he gerilla mevzisinde ölmesinin de pek bir önemi kalmaz ahlaki açıdan. Belki siyaseten, sosyolojik açıdan kalır, ama öldürmenin ahlaksızlığı tartışmaları açısından oldukça  net ve müspet bir benzerlik taşır bu iki durum.

Peki, vegan ahlak açısından bakıldığında, ben bu satırları yazarken Afrika’da öldürülerek yenen antiloplar için ne yapacağız?

Buna kim düşünürlerin cevabı açık: “Biz karışmayız”. Bu tabiatın dengesidir, milyonlarca yılda oluşan ekosistemde av-avcı ilişkisi vardır, bu dengeye müdahale etme hakkımız yok. Farkındaysanız, bu çok zayıf ve hatta geçersiz bir tez. Zira biz homo sapiens‘ler de bu ekosistemin parçasıyız, hatta et yiyen, yiyebilen bir parçasıyız.

Benim bu meseleye karşı yaklaşımım, en azından felsefi olarak, net değil. Netleştirirken de burada yer yer zabt edeceğim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir