Web Analytics
Nişanyan’ı Düzeltiyorum: Sünnet | <i>Can</i> <i>Başkent</i>
Can Başkent's website
Banner for Can Baskent
  • This is the website of Can Başkent the logician ● Contact / İletişim 0

Can Başkent

NİŞANYAN'I DÜZELTİYORUM: SÜNNET

CAN BAŞKENT

Nişanyan, pandemiden Mayıs 2025’e dek YouTube üzerinden hemen her hafta canlı Pazar Sohbetleri düzenledi —hala seyrek de olsa yapmaya devam ediyor—, ve bu söyleşilerde takipçilerinin sorularına eğlenceli ve bilgilendirici cevaplar verdi. Nihayet, Nişanyan bu yayınlarda verdiği cevapları, sürdüredurduğu tartışmaları derleyip 10 cilt olarak kitaplaştırdı (Liberus Kitap). Fakat, Nişanyan yüzlerce soruya cevap verirken bazen yanıldı. Bendeniz de bunları “düzeltmeyi” kendime vazife bildim. Çünkü bu konuları çok sesli bir şekilde tartışmak, gündemde tutmak hala çok önemli.

Sünnetin işlevine dair, Nişanyan’ın cevabı tanıdık [0, (Soru 23)]. Kabile aidiyet töresinin bir emaresidir sünnet. Örnekler gani, “Mesela Mardin’de yaygındır bilirsiniz, kız çocukların alt dudağına dövme yapılır. Bu aidiyet belirten bir şeydir”, diyor Nişanyan [ibid].

Bu cevap eksik. Zira sünnetin neden genital organlara dair ve çocuk yaşta yapıldığını açıklamıyor. Dahası, Polinezya ya da Güney Asya yerlilerin garip garip geleneklerinin aksine, erkek sünnetinin neden ve nasıl hala günümüze dek yaşadığını izah etmiyor. Daha da önemlisi sünnetin faydalarına dair öne sürülen kimi makalelerin ne kadar bomboş olduğunu, bilimsel titizlikten ne kadar uzak olduğunu, buna binaen geçerli olamayacağını, binaenaleyh sünnetin “faydalı olduğuna dair” üzerinde hemfikir olunan net bir bilimsel delil olmadığını da açıklamıyor. Bunları ben yapacağım. Çünkü mesele sadece pipi meselesi, mesele sadece aidiyet meselesi değil.

Sünnetin dini temellerinin, ona bir tür dokunulmazlık kazandırdığı bir gerçek. Çünkü bu dokunulmazlık, bilhassa Musevi sünnetinin vahşi geleneklerini olağan kılma yolunda önemli bir adım işlevi görüyor. Musevi sünnetinin bizimkinin aksine 2 temel vahşi özelliği var. Bir, oğlan bebişler sekiz günlükken sünnet ediliyorlar. İki, Musevi sünnetçiler (mohel de deniyor) bunu yer yer vahşi bir şekilde yerine getiriyor.

İzah etmekte fayda var, Jüdeo-Hıristiyan gelenekte sünnet açıkça emredilmiştir — “bizdekinın” aksine sünnet değil farzdır. Çünkü, “sünnet edilmemiş her erkek halkının arasından atılacak, çünkü antlaşmamı bozmuş demektir.” (an uncircumcised one, a male, the flesh of whose foreskin is not circumcised, indeed, that person has been cut off from his people; My covenant he has broken.) [1]. Haliyle, “sünnetsizsen bizden değilsen” tehdidi ciddi bir tehdittir. İnsan korkar. Dahası, neden sekiz aylıkken değil de sekiz günlükken bu vahşetin yapılması gerektiği sorusunun da makul bir cevabı yok: “Rab Musa’ya şöyle dedi: ‘İsrail halkına de ki, ‘Bir kadın hamile kalıp erkek çocuk doğurursa, âdet gördüğü günlerde olduğu gibi yedi gün kirli sayılacaktır. Çocuk sekizinci gün sünnet edilmeli.’ ” [2]. Tanrının adet gören kadınların neden kirli olduğunu düşündüğünü anlamak zor değil (o zaman kirli yaratmasaydın), ancak yenidoğanların neden yedi gün kirli sayıldığını anlamak zor.

Musevi tanrısı iki şeyi doğru dürüst açıklamıyor. Örneğin kulak memesi yerine, neden sünnet derisinin kesilmesi gerektiğini açıklamıyor — belki kendisi de bilmiyor. Keza İslami mitoloji de benzer bir boşlukta — neden oğlunu kurban edeceğine sünnet derisinin kesilmesi gerektiği açık değil. Çünkü kulak memesi de olabilirdi bu ontolojik olarak.

Fakat tüm bu sorunların günümüzdeki sonuçları belli. Moheller, bilhassa Hasidim’in bol olduğu Brooklyn’de, genelde sünneti “ısırarak” yaparlar. Bunun sonucu da elbette enfeksiyonların yayılması. Birkaç yılda bir Amerikan basını, mohellerin bulaştırdığı HSV ve HIV nedeniyle zarar gören bebeklerin haberini yapar. Buna rağmen, yasal olarak ebeveynler müsaade ettiği için belki de, moheller bu geleneği sürdüregelir.

İki, mikro-cerrahinin geliştiğinden olsa gerek, sünnet günümüzde ciddi bir tıbbi sorun yaratmıyor. Gereksiz para ve emek kaybı, tıbbi personelin gereksiz yere meşgul edilmesi gibi faktörleri göz ardı edelim hadi. Buna rağmen yaşanan en yaygın sorun, nadir de olsa, enfeksiyon. Bebişlerin pipisi acıdığı gibi, bir de yer yer antibiyotik tedavisi görmek zorunda kalıyorlar yok yere.

Sünneti zorunlu kılan tanrının bebeklerin canının yandığını anlayamadığını görmek zor değil. Bu asırlardır egemen olan bir düşünce şekli. Sinir sistemleri tam gelişmediği ve belki de sık sık ağladıkları için bebeklerin acı çekmediği asırlar boyu egemen olmuş bir algı. Açık değil mi, tipik bir “egemen siyasetidir” bu. Egemen yetişkinler, kendilerini bunaltan bebeklerin ağlamalarını yok saymakta, bunların bir nedeni olabileceğini, belki o dönemin tıbbının ilkelliğinden, tamamıyla göz ardı etmekte ve neticede bebek zulmünü bir şekilde rasyonellştirmekteler.

Tartışma daha büyük, değil mi? Ebeveynlerin bebeklerine ne kadar acı çektireceği, bitmek bilmeyen bir tartışmadır. Disiplin için iki tokat atmak, zorla yuvaya okula göndermek, istedikleri oyuncakları almamak, küçücük bebişlere hep acı verir. Oysa, bunların bazıları doğru, bazıları yanlıştır. Anlaşılan evlatlarını sünnet ettirenler, haftada bir yeni Lego isteyen bebişlerin acısıyla, sünnet uğruna çektirilen gazabı aynı keyfe koyuyor. Bu en hafifinden absürt bir uygulama.

Sünnetin tıbbi faydaları olduğunu sayıklayanların sık sık söz ettiği bir tıbbi makale var. Britanya’nın en saygın tıp dergisi The Lancet’te 2007’de yayınlanan bu makale Kenya’nın üçüncü büyük kenti Kisumu’da 2784 kişilik bir örneklem grubu üzerinde gerçekleştirilen bir saha araştırması [3]. Sünnetli erkeklere HIV bulaşma sıklığının daha az olduğunu iddia eden bu makale, sünnetin HIV’den korunmak için bir yöntem olarak diğer yöntemlere entegre edilmesini öneriyor.

Peki ya diğer cinsel hastalıklar ne olacak? Cinsel yolla bulaşan hastalıklar meselesi şüphesiz sünnetle kapanacak kadar basit bir konu değil. Dahası, velev ki sünnet HIV’e karşı korusa bile, korunmasız ilişkiyi cesaretlendiren bu gibi araştırmaların cinsel yolla bulaşan diğer hastalıkların frekansını arttıracağı da açıktır. Kamu sağlığı için ciddiyetle yaklaşılması gereken bir meseleyi sulandırmaktan öteye gitmiyor bu çaba.

Tıbbi açıdan konu kapanmış değil, aynı başyazarın aynı dergide yayınladığı daha erken bir makalede bundan söz ediliyor [4]. Çünkü, “… sünnetin riskleri, sünnetin olmadığı toplumlarda sünnetin kabül edilebilirliğine dair veriler” de incelenmeli ve de bu gözlemleri sorgulamamazı sağlayan diğer tıbbi araştırmalar da göz önüne alınmalıdır. Zira, sünnet ve HIV üzerine yapılan araştırmalar, yazarlara göre, risk içeren cinsel davranışları tetikleme riski de taşımaktadır.

Keza, 2007 makalesinin oryantalist tonu da ayrı bir mesele. Acaba Kenyalıların kocaman pipileriyle biz fakirlerin pipileri aynı kategoriye mi aittir? Acaba ırksal biyolojik farkların bu mesele üzerinde nasıl bir etkisi vardır? Mesele üzerine gani gani araştırma onyıllardır yapılıyor. Ama anlaşılan hala gazete haberlerinin ötesine geçen bir toplumsal etki yaratamadı. Neden, bilmiyorum.

Çünkü, makale makale literatür taramak epey acınası sonuçlar veriyor, zira bunu sonu yok. 2002’de Kanada’da yayınlanan başka bir makale sadece 2784 kişi yerine 569.950 kişiyi incelemiş. Bunların 203 bini ise sünnetliymiş, sünnetlilerin de %83’ü bir yaşından önce sünnet edilmiş. Netice itibariyle bu araştırma sünnetlilerle sünnetsizler arasında önemli bir fark bulamamış [5].

Bu araştırmaların, tıpçılar dışındaki insanlar için bomboş olmasının temel nedeni, meseleyi neden sonuç ilişkisine değil istatistiğe indirgemeleridir. Tıpta yaygın görülen bir metottur bu. Neden-sonuç ilişkisi tesis edilene dek, istatistiki ilişki kurulmaya çalışılır. Tıbbi hataların en büyük nedenlerinden biri de budur. Tabiri caizse, HIV’den koruyan sünnet midir yoksa sünnet sonrası pipide oluşan bir şeyler mi? Bunu tam bilmiyoruz.

Sünnet meselesine dair en tuhaf konulardan biri, bu meselenin hala toplumsal olarak tartışılamamasıdır. Kah toplumsal cinsiyet meselesinde kah din siyaseti tartışmalarında toplumu en çok ilgilendiren konulardan biridir bu — hatta erkekleri ilgilendiren en önemli konudur belki de. Fakat, bu kabullenme hali, meseleyi tartışmaktan ne kadar uzak olduğumuzu gösteriyor.

Nişanyan’ın, ve daha öncesinde Kaan Göktaş’ın, attığı taş [6], bu açıdan çok önemli.

Notlar

0. Nişanyan, “Put Kırmadan Peygamber Olunur mu?”, Pazar Sohbetleri - 9, Liberus Kitap.

1. “Yaratılış 17:1-14”, https://incil.info/kitap/gen/17 Meraklısı İngilizcesini buradan okuyabilir: https://en.wikisource.org/wiki/Bible_(Literal_Standard_Version)/Genesis#Chapter_17

2. “Levililer 12: 1-3”, https://incil.info/kitap/lev/12 Meraklısı İngilizcesini buradan okuyabilir: https://en.wikisource.org/wiki/Bible_(Literal_Standard_Version)/Leviticus#Chapter_12

3. Bailey et al., “Male circumcision for HIV prevention in young men in Kisumu, Kenya: a randomised controlled trial”, The Lancet, February 2007, DOI: 10.1016/S0140-6736(07)60312-2

4. Bailey et al., “Male circumcision and HIV prevention: current knowledge and future research directions”, The Lancet, Kasım 2001, DOI: 10.1016/S1473-3099(01)00117-7

5. Nayan et al., “Circumcision and Risk of HIV among Males from Ontario, Canada”, Journal of Urology, Şubat 2022, DOI: 10.1097/JU.0000000000002234

6. Kaan Göktaş, “#direnpipi”, Propaganda Yayınları, Haziran 2014.