Boş boş, peripatetiğiz ya, şehrin sokaklarında yürürken bir gün, yolum zengin, hatta aristokratik, mahallelere düştü. Zenginliği ve şatafatı seyrederken, loto oynamak istedim —imrendim mi ne.
O gün bugündür zengin olmanın nasıl bir şey olduğunu anlamaya çalışıyorum. Dediğim boş laf elbet, çünkü hayal ede ede, mağaranın duvarlarına bakarak öğrenilecek bir şey değil bu [0]. Fakat, elde kağıt kalemle bunu öğrenmek mümkün.
Ben birkaç kere loto oynayarak bunu öğrenmeye başladım.
Loto ve piyango gibi oyunları çekici yapan, toplumsal ve iktisadi nedenleri saymazsak, azıcık parayla çok para kazanma ihtimalidir. İdeal şartlar altında, bütçenize yük olmayacak bir parayla oynayıverirsiniz ve sonunda zengin olursunuz — en kötüsü zenginlik hayali kurarsınız.
Loto özelinde bunu mümkün kılan tek şart, çok ama çok insanın bu lotoya katılmasıdır. Aksi takdirde kasadaki para artmaz, insanların oynadığına da değmez hale gelir oyun.
Ancak, insanların oynadığından bağımsız, lotoyu kazanma ihtimali inanılmaz derecede düşüktür. 49 sayıdan 6 numara seçmenin gerektiği eski usül Sayısal Loto’da, örneğin, kazanma ihtimali 13.983.816’da bir. İster on kişi, ister on milyon kişi oynasın ihtimal değişmiyor. Değişen loto ikramiyesinin meblağı oluyor. On kişi oynarsa, velev ki kazandınız, alacağınız para çok az oluyor. Dolayısıyla, bizim lotolarda, kazanmanın tek şartı sayıları tutturmak değil, aynı zamanda milyonlarca kişinin oynaması. Oynasınlar ki ikramiye artsın.
Denklem bu kadar basit değil ama. Şüphesiz milyonlarca kişinin loto oynaması, çıkan sayıları tutturma ihtimali olanların sayısını da arttırıyor. Neredeyse on dört milyonda bir olan şansınız yaver gitse, zengin olmak için bu yetmiyor. Diğerlerinin de kazanmama ihtimalini hesaplamanız gerekiyor. Örneğin, sadece benim değil, başkasının da aynı tahmini yapıp lotoyu kazanma ihtimali, benim tek başıma kazanmamdan da düşük. Zengin olmanın ilk şartı demek ki, sadece şanslı olmak değil, diğerlerinin de şanssız olmasıymış. Zengin olmanın ilk şartı demek ki, sadece şanslı olmak değil, diğerlerinin de şanssız olmasını garantileyebilmekmiş.
Piyango böyle değil. Piyangonun büyük ikramiyesi baştan ilan edilir — geçen sene yılbaşı ikramiyesi 400 milyonmuş, örneğin. Neticede, satılan biletler arasında çekiliş yapılır ve kazanan belirlenir. Loto ise, rakamları tutturan çıkmazsa devredilir. Piyangodaysa ister on bilet satılsın, ister yüz bin, ikramiye birine çıkacaktır. Bu açıdan piyangoyu düzenleyenler için risk vardır — yeteri kadar bilet satılmazsa piyangocu zarar eder. Dolayısıyla, örneğin, on piyango bileti alana bir tane bedava gibi bir kampanya piyango bileti için anlamlıdır. Lotoda ise bu aleyhinize bir kampanya olur, çünkü oynayanların sayısı arttıkça büyük ikramiye de artacaktır.
İdeal piyangolarda, çekilişin sadece satılan biletler arasında yapıldığı piyangoda, kazanma şansınız sadece rakamlara değil, “toplumsal dinamiklere” de bağlıdır. Başkalarının bilet almasını engelleyebilirseniz, sizin kazanma şansınız, zengin olma ihtimaliniz artar. Zengin olmanın ilk şartı demek ki, sadece şanslı olmak değil, diğerlerinin de şanssız olmasını garantileyebilmekmiş.
Paranızın karşılığını almak isterseniz, şans oyunları aptalcadır. Ne kadar çok oynarsanız o kadar çok kaybedersiniz. Zaten neredeyse 14 milyonda bir olan ihtimal arttırmak için para harcadıkça, olsa olsa ihtimal, on kolon oynasanız, 1.4 milyonda bir olur. Yine çok düşük bir ihtimal: aşağı yukarı 0.000000715112691 — on kolon oynayınca bir de bu.
Fakat, 0.000000715112691 yine de sıfırdan büyük bir rakam. Ne kadar büyük olduğu ölçeğinize bağlı. Bu ölçek de cebinizdeki para. Eğer on kolon oynamak bütçenizi sarsmıyorsa, yüz kolon oynamak hele hiç sarsmıyorsa, oynamak mantıklı.
Zira oynamadığınızda kazanma ihtimaliniz hiç yok. Hem de hiç. Bir kolon oynarsanız 0.0000000715112691. Sıfırdan büyük.
Hem de başka bir faydası da var bu işin: kendinizi zengin olamazsanız bile, başkasını zengin yapmış oluyorsunuz. Tüm memleketin katıldığı, bir sonraki buluşmanın nerede olacağının bile bilinmediği bir “milli altın günü” sanki bu. Ama bu milli altın gününe iştirak edecekleri ikna etmek gerekiyor. Çünkü çoğuna sıra hiç gelmeyecek, hem de hiç. Zengin olmanın ilk şartı demek ki, sadece şanslı olmak değil, diğerlerinin de şanssız olmasını garantileyebilmekmiş.
Kapitalizmde loto ve piyangonun bu kadar popüler olmasının altında siyasi bir neden de yatıyor. Rakamlar net, ihtimaller açık, hesaplamalar basit. Bütün bunlar, kapitalist altyapıda şansı kabül gören bir faktör yapıyor. Çünkü hepimiz oturup bu hesabı yapabiliriz, dahası hepimiz diğerlerinin de bu hesabı yaptığını, onların da bizim yaptığımızı bildiğini biliriz. Başına da hileyi (göya) engelleyecek bir devlet koyduk mu her şey yoluna girer.
Jobs’un, Bezos’un falan hayat hikayelerini didikleyerek, başarılarının ardındaki şans faktörünü yok saymaya çalışmak da madalyonun arka yüzü: “Zira bakın, bu adamlar çok akıllı ve çalışkanlardı, şans değil, ahlaksızlık değil, beyin güçleri onlara bu başarıyı verdi”. Ama yine de çoğumuz, tüm bu biyografik didiklemelere rağmen, şansın büyük bir faktör olduğunu hissediyoruz. Kripto “yatırımcılarının” saçma sapan grafiklere bakarak geleceği görebileceklerine inanmaları, bir koydum beş aldım borsacılarının işi kendi marifetleri sanması, hepsi aslında, şansı kabüllenmenin, şansı kendi lehimize çevirmeye çalışan o bitmez tükenmez rüyanın birer sonucu. Çünkü şans dersek belki de ezildiğimizi unuturuz. Zengin olmanın ilk şartı demek ki, sadece şanslı olmak değil, diğerlerinin de şanssız olmasını garantileyebilmekmiş.
Diyeceksiniz ki sayıbazlığı romantikleştirerek, kumarın trajedisini es geçiyorsun. Hatta, diyebilirsiniz ki, şansı güzelleyerek meselenin sınıf ayrımını yok sayıyorsun. Doğru, çünkü ünlü bir tulatçının dediği gibi, bu paraya hayatın sırrını ancak bu kadar verebilirim.
Şansınıza küsün!
0. CB, “Eflatun Klavye Tuşları”, manifold, https://manifold.press/eflatun-klavye-tuslari