Televizyonda ya da YouTube’da Salman Rüşdi’ye yaklaşık iki yıl önce, 12 Ağustos 2022’de, yapılan saldırının görüntülerini hiç izlemedim, izleyebileceğimi de sanmıyorum. Fakat Rüşdi’nin meseleyi ele aldığı kitabını bir çırpıda okudum.
İyi insanların kötülükle hesaplaşması insanlık tarihi kadar eski bir öykü. Bu topraklarda bunun gani gani örneği var. Nutuk’ta kullanılan dilden tutun da, çocuklara ezberletilen Andımız’a dek türlü türlü numune, bizlere bunun nasıl yapılamayacağını gösteriyor [0]. Rüşdi ise nasıl yapılacağını.
Malumunuz, Salman Rüşdi Şeytan Ayetleri’ni yayınladıktan sonra, 1989’da, molla Humeyni, Rüşdi hakkında bir fetva verir ve katlini ister. 2022’de, dolaylı da olsa, amacına neredeyse ulaşmış olur. Devlet şiddetinin aşama aşama tabana yayılıp, (neredeyse) amacına ulaşmasının diğer bir mide bulandırıcı örneği olarak, bu vaka kitaplara geçmiş olur.
Knife, Rüşdi’nin bıçaklanmasıyla hesaplaşması. Bir gözünü kaybetmesinin, uzunca süre hastanelerde, fizik tedavilerde iyileşmesinin duygusal bir öyküsü [1]. Bunu yaparken de tarihle barışmaya çalışmasını, öfkesini, dingin kızgınlığını da usul usul, her iyi edebiyatçı gibi anlatıyor yazar.
Bunları anlatırken de hayatından türlü türlü nüveler sunuyor okura. Romantik hayatını, örneğin, pek hoş bir şekilde anlatırken, bunun kendisine nasıl bir direnç kattığına, tedavi mücadelesi sırasında kendisini nasıl güçlendirdiğini de anlatıyor. Anlattıkça da Rüşdi’nin anıları daha da güzel bir öykü halini alıyor.
Güzellik bu kitabın en titretici nüanslarından biri. Çünkü Rüşdi, sadece güzellikleri değil, bıçaklandıktan sonra suratının nasıl yaralandığının, gözünün nasıl çıktığının cerrahi detaylarını da bizlerle paylaşıyor. Hemşirenin gözüne pansuman yaparken, gazlı bezi kaldırıp, yuvarından şişip çıkmış, yüzüne doğru sarkan gözün görüntüsünü, bizlere detaylarıyla anlatıyor.
Mesele sadece saldırının sonucu cerrahi olarak betimleme değil kuşkusuz. Nihayetinde Rüşdi ölümden döndü, ölümle yüzleşti. Bu bunalımdan çıkmasında, Rüşdi peşisıra işittiği sevgi ve destek mesajlarını zikrediyor. Buna şaşırmamak elde değil, çünkü ister istemez bir roman yazdığı için ölüm tehditleri alagelen bir aydının daha da dirençli bir insan olduğunu tahmin ediyorsunuz. Ama, hayır, “Rüşdi de bir insan”. Bir cerrahının demiş olduğu gibi, hayatta kalmasının tek nedeni ”saldırganın bıçakla nasıl adam öldürüleceğini bilmiyor olması”.
Sizi bilmem ama, benim zihnime solun bir zehri olarak işlenen devrim şehitliği sıçmığının, ister istemez insanın içinde kaldığını, bundan kurtulmanın tahmin ettiğimden de zor olduğunu, yine ve yine Rüşdi’yi okurken fark ettim. “Rüşdi bile çok zorlanmış bu süreçte” demektense, siyasal şiddetin insanda nasıl yaralar açtığını tekrar tekrar öğrenmiş oldum [2].
Rüşdi’nin çektiği acıları da bir kahramanlık destanı olarak değil, bu çilenin insanın yüreğinde açtığı yaralar olarak okudum. Böylelikle, artık mide bulandırıcı hale gelen devrim şehitleri mavalının dışında da insanın yüreğini cızıldatan bir yol olduğunu tekrar öğrendim. Çünkü, solun anlattığı kahramanlık hikaylerinde elbette insancıl, romantik ve belki de epik bir yan var. Bunun insanı etkilememesi namümkün. Ancak, bu romantiklik acıları geçirmiyor, solu sağa yakınlaştırmaktan da geri kalmıyor. Dünyayı değiştirenlerin acılarını yok saymıyor.
Zira Rüşdi ölmese de kör oldu. Anlattığı kadarıyla, kitabı kaleme aldığı günlerde dahi bununla hala barışamamıştı. Acı çekiyordu, kızgındı. Kendisini bu hale düşüren insanlara, dünyaya, onun bu hale düşmesine izin veren bizlere belki, kızgındı. Saldırganına kızgındı, onu affetmeye çalışmasının zaman alacağını anlıyordu.
Bununla beraber, verili şartlar altında, şanslı olduğunun da farkındaydı. Aldığı tıbbi desteğin, devasa Amerikan sağlık sisteminin tüm olanaklarının onun için kullanıldığının farkındaydı. Bu farkındalık, bol bol altını çiziyor, ona kuvvet veriyordu. “Kendisi için dua edenler”den, sevdiklerinden, değindim, güç alıyordu.
*
Dünyayı daha iyi hale getirmek için mücadele edenlerin acılarını, ah ne büyük kahramanmış, diyerek küçümsemeyi hiçbir zaman anlamadım, kabüllenemedim. Rüşdi, kendisinin de sadece bir insan olduğunu, kendisine yüklediğimiz anlamlara ve misyona rağmen hala bir insan olduğunu bize iyi bir romancı olarak anlatıyor. Affetmenin, geleceğe hala bakabilmenin anlamını da anlamsızlığını da usul usul tarif ediyor. Her büyük yazar gibi….
- Salman Rushdie, Knife, Random House, 2024.
0. Nişanyan kaydını çıkarmış: “Atatürk’ün, görüş veya eylemlerini tasvip etmediği kişiler için Nutuk’ta kullandığı deyimlerin bazıları şöyledir: “Bedbaht”, “insanlık evsafından mahrum”, “şuuru milliyi felce uğratmak”, “hainane teşebbüsat”, “menfi ruhlu kimseler”, “zavallılar”, “zevatı malumenin hıyaneti”, “zatı gafil”, “her türlü habaset ve hıyanet ve acz ü meskenet”, “şeytanetkâr tedbirlerle milleti iğfal etmek”, “şahsi hırs ve menfaat veya hiç olmazsa cehalet”, “aciz zavallılar”, “akıl ve ferasetlerindeki mahdudiyet”, “tab’ ve ahlaklarındaki za’ıf ve tereddüt”, “milleti zehirlemek”, “akl-ı eblehfiribane”, “milleti iğfal ve meskenete irca maksadı güdenler”, “nazır diye toplanmış birtakım sebükmağzan”, “alçak bir padişahın deni fikirleri”, “heyeti fesadiye”, “ahlaksızlıklarıyla tanınmış eşhas”, “sakim ve hayvanca bir düşünce”, “bihissü idrak insanlar”, “eblehane, echelane ve miskinane hareket”, “miskin ve adi”, “düşman aleti”, “teşebbüsatı melanetkârane”, “fesat tohumları”, “eşhası muzırra”, “hafif”, “memleketi baştan başa ateşe vermek için olanca vüs u gayretiyle çalışmak”, “maksadı mahsusu hainane ile teşkil edildikleri mevsuk”, “menhus zevat”, “korkak”, “namus ve mukaddesat hakkında laubali ve gayrıhassas”, “cebin, imansız, cahil”, “çirkin gururlarını tatmin”, “ikbal, haset, vehim ve ila gibi avamil ile hareket edenler”, “hayasızlık”, “adi bir mahluk”, “paralı uşak”, “millet meclisine kadar girebilmiş vatansızlar”, “hayasız, hadnaşinas, küstah ve boğaz tokluğuna düşman casusluğu yapacak kadar pest ve erzil tıynette”, “aciz ve korkak insanlar”, “müfsid mikroplar”, “sefil”, “idrak ve vicdandan yoksun”, “mülevves bir tahtın, çürümüş, çökmüş ayakları”, “aciz, adi, his ve idrakten mahrum bir mahluk”, “pespaye”, “bir vehim ve hayal için Türk halkını mahvetmek isteyenler”, “alçakça ve caniyane maksat”, “gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet”
Sevan Nişanyan, “Bir de Tayyip’e laf ediyorlar….”, Mart 2009, http://nisanyan1.blogspot.com/2009/03/bir-de-tayyipe-laf-ediyorlar.html “
1. Rüşdi meselenin hatıratını yazdı elbette ama, kitabından çok önce the New Yorker’da çıkan röportajdaki portresi, meselenin kusursuz bir görseli olarak hafızama kazındı:
https://media.newyorker.com/photos/63db1868476ad8686bdbea5f/master/w_2240,c_limit/230213_r41865.jpg
2. Nişanyan’ı zikrettik, ondan devam edelim. Çünkü, Nişanyan’da yaşadığı kahramanca mücadelenin yüreğinde yarattığı zorlukları en güzel Aslanlı Yol ve Cezaevinden Anahit’e Mektuplar anlatıyor. Duygusal Nişanyan’ı tanımak, çürümüş devlet ve iktidarlarla uğraşmanın kalbi vergisini bize yine yeniden anımsatıyor.
https://propagandayayinlari.net/shop/aslanli-yol
https://propagandayayinlari.net/shop/cezaevinden-anahite-mektuplar