Web Analytics
Nişanyan’ı Düzeltiyorum: Faşizme Karşı Kalp Kalbe | <i>Can</i> <i>Başkent</i>
Can Başkent's website
Banner for Can Baskent
  • This is the website of Can Başkent the logician ● Contact / İletişim 0

Can Başkent

NİŞANYAN'I DÜZELTİYORUM: FAŞİZME KARŞI KALP KALBE

CAN BAŞKENT

Nişanyan, pandemiden Mayıs 2025’e dek YouTube üzerinden hemen her hafta canlı Pazar Sohbetleri düzenledi —hala seyrek de olsa hala oğluyla beraber yapmaya devam ediyor—, ve bu söyleşilerde takipçilerinin sorularına eğlenceli ve bilgilendirici cevaplar verdi. Nihayet, Nişanyan bu yayınlarda verdiği cevapları, sürdüredurduğu tartışmaları derleyip 10 cilt olarak kitaplaştırdı (Liberus Kitap). Fakat, Nişanyan yüzlerce soruya cevap verirken bazen yanıldı. Bendeniz de bunları “düzeltmeyi” kendime vazife bildim. Çünkü bu konuları çok sesli bir şekilde tartışmak, gündemde tutmak hala çok önemli.

Düşünce özgürlüğü meselesinde, Nişanyan, eskiden beri benzer düşüncelerini dile getiriyor [0]. Düşünce özgürlüğünün sınırı başkasının hak ve özgürlüğüdür. Kulağa hoş gelen, hukuk felsefesinin başat kurallarından biri bu. Aynen şöyle diyor Nişanyan:

Şu temel ayırımı insanlar bir türlü kavramak istemiyorlar ve en aklı başında gördüğün insanlarda bile bu konuda büyük bir kafa karışıklığı var. Özgürlüklerin sınırı başkalarının hak ve özgürlükleridir. İncinmemek hakkı diye bir hak yoktur. İfade özgürlügünün sınırı, başkalarının benim söylemimden dolayı bilfiil ve ciddi surette zarar görmesidir ya da ciddi surette zarar görmesine doğrudan doğruya yol açacak koşulların yaratılmasıdır. Evet, bazı söylemler, bazı koşullarda, belirli kişi ve zümrelerin en temel haklarının tehlikeye girmesi sonucunu doğurur. Örneğin Almanya'da 1930'larda Nazilerin Yahudi karşıtı söylemi kalabalıkları galeyana getirmiştir. Kalabalıkların baskısı altında toplumun önemlice bir kesiminin can güvenliğini, mal güvenliğini, yaşam güvenliğini, korkusuz yaşama özgürlüğünü kaybetmesi sonucunu doğurmuştur. [1, s. 37]

*

Hayır, tam olarak öyle değil, çünkü kahin değiliz hiçbirimiz.

Elbette, kimi söylem ve politikalar bariz, net ve kasti olarak başka bir zümreye zarar vermeye, onların hak ve özgürlüklerine saldırmayı amaçlar. Nişanyan’ın verdiği ucuz Nazi örneği de bunu kanıtlamaya gayret ediyor. Nazileri, 6-7 Eylül pogromunu, düşünce özgürlüğüne indirgemek aslında bizlerin değil, “karşı tarafın”, faşizme çanak tutanların argümanıdır. Çünkü, onlara göre, faşistlerin de ifade özgürlüğü vardır.

Ancak, faşistlerin, ifade özgürlüğü dışında, baltaları, silahları da vardır. Haliyle, silahı olanın ifadesine dikkat etmesi elzemdir, çünkü peşlerine baltalılar takılabilir. Ama, “riskli” fikir üreten herkes faşist değildir nitekim. Tüm meseleyi faşistler ve Naziler üzerinden okumak, konunun nüanslarını göz ardı etmemize yol açar. Bizleri ezikleştirir: aman aman, faşistler ağzını açarsa bize uf olur imasına yol verir.

Bu hatanın en aşikar göstergesi anakronik örnekler vermektir: “Bakın, Naziler ne yaptı, bakın 6-7 Eylül pogromunu düşünce özgürlüğüne indirip hoş gördünüz, göz ardı ettiniz, faşizmi desteklediniz.” Sanki Nazizm ya da 6-7 Eylül bir “düşünce hareketiymiş” gibi.

Demesi kolay, elbette “bazı söylemler, bazı koşullarda, belirli kişi ve zümrelerin en temel haklarının tehlikeye girmesi sonucunu” doğurabilir. Evvela, bir totolojidir bu tez. Peki kahin değilsek, bariz faşizan bağlamlar dışında, bunu nereden bileceğiz? Bugünkü lafımın, yarın pogroma yol açmayacağımın, en azından kağıt üstünde garantisi var mıdır?

Dahası, Nişanyan’ın argümanı pragmatik. Yani, ahlaki ve siyasi meseleleri sonucuna bakarak değerlendiriyor. Sonuçtan bağımsız, formülleştirilmiş bir çözüm ya da yöntem üretemiyor. Bazı sözler, beriki kadar net ve ateşli sonuçlara yol açmayabilir. Bazı beklenmedik sözler, beklenmedik sonuçlara ve zulme yol açabilir. Dahası, pragmatik olunca, iş çok kolay. Bakalım söylemlerin neticelerine, iyi ve kötü diye, tehlikeli ya da mülayim diye kategorileştirelim bütün riskli tezleri. Ne kolay olurdu her şey…

Pragmatik tarihselcilik bu konuda bize hiç yardımcı olmuyor. Kolay ve pratik bir algoritmayla, söylemlerin ve olayların neticelerine bakıp yargı vererek konunun fikri derinliğini sığlaştırıyor.

*

Hangi bağlam faşizandır, hangi zümreler ne kadar etkilenecektir, zulmün sınırı nerede başlar, nerede biter, bu soruların cevabı kolay değil. Keza, tarihçi ya da tarihselci değilseniz, geçmişte ne olduğuna bakıp, bugünü bu kadar kesin cümlelerle şekillendirmeye çalışmazsınız.

Hele hele faşistlerin güçlü oldukları zamanki edimlerini, bir ifade özgürlüğü sorunu olarak değil, siyasi şiddet ve otoriterlik sorunu olarak görmezseniz eğer, konu bağlamından iyice uzaklaşır. Çünkü, otoriter eylemlerin en büyük tetikçisi ifade özgürlüğüne dayanarak beyanedilen faşizan söylemler değil, tam tersi, otoriterliğin getirdiği güç sarhoşluğudur. Bu bağlamda Nişanyan nedenselliği tersten okuma hatasına düşüyor. Sınırları ihlal edilen düşünce ve ifade özgürlüğü nedeniyle Nazizim ortaya çıkmadı. Nazizim ortaya çıktığı için “onların” ifade özgürlüğünü kısmak zorunda kaldık — yoksa ölecektik.

Dahası, Nişanyan’ın zannediyorum ima ettiği, Nazilerden kendimizi korumak uğruna, türlü türlü riskli düşünceleri de sansürmelemiz gerektiğidir. Netekim, Nişanyan, kurunun yanında yaşın da yanması gerektiğini, zira aksi halde yeni pogromlar gelir, tehditvari örneklerle öne sürüyor.

Dediğim gibi, bu doğru değil. Çünkü, bir, faşizmi bir düşünce hareketi olarak görmemizi istiyor. İki, faşizmin, silahlarıyla değil, fikirleriyle galip geldiğini ima ediyor. Nihayetinde de, üç, velev ki bu mücadele bir fikir mücadelesi, bizlerin, anti-faşistlerin de bu düşünce mücadelesini kaybedeceğini ima ediyor.

Pragmatizmin sadece kahanet değil ayrıca lineer ve nedenselci bir tarihselciliğe dayanacağı tartışması, bu satırların hacmini fersah fersah aşıyor. Ama Nişanyan’ın hatası, bu anakronik pragmatizmin de bir örneği.

*

Şüphesiz gani gani örnek var, tarihsel süreklilik ve kronolojiyle, nedenselliğin içiçe girdiği. Bunların ayrımını ve analizini yapmak elbette kolay değil. İnsanların kitlesel ölümüne yol açan travmaları da denkleme kattığımızda, insanların acı çekmesi uğruna iki kelam etmenin bedeli bu olmamalı diye duygusallaşmamak zor.

Ama zor diye, özgürlükçülükten vazgeçmek de gerekmiyor.

Notlar

0. Nişanyan, “Hocam, Allaha Peygambere Laf Etmek Caiz Midir?”, Propaganda Yayınları, 2013. https://www.propagandayayinlari.net/hocam.html

1. Nişanyan, “Harem Nasıl Kurulur?”, Liberus Kitap, 2024.